mehmetguclu2603 @ gmail.com

ARZU EDİLEN DUYGU “MUTLULUK”

Zengininden fakirine, multi milyonerinden orta gelirlisine, büyüğünden küçüğüne, yaşlısından gencine, kadınından erkeğine kısacası toplumun her kesiminin arayıp da bir türlü bulamadığı; bulduğunda ise sabitleyemediği insanlık için olmazsa olmaz duygu… Her dönem aranılan, yoluna servetler dökülen yine de yaşamlarda süreklilik kazandırılamayan yegâne haz... O hazzı hissedebilmek adına insanlığın çabaladığı, uğraştığı, uğruna tavizlerin ve fedakârlıkların verildiği güçlü istek… Evet, sözünü ettiğimiz duygu sizlerin de tahmin ettiği gibi “mutluluk” duygusudur.  

            Mutluluk duygusunun tanımı, kişiler arası zevklerin farklılığından dolayı değişkenlik göstermekle beraber sevginin, saygının, hoşgörünün, doğallığın ve huzurun yer aldığı hemen her ortamda vuku bulan bir histir. Özellikle de insanoğlunun doğallaştığı, özüne doğru eğilimler gösterdiği anlarda; mutluluk hissini çok daha fazla yaşadığı gözlemlenmektedir. İnsan, fıtri anlamda her zaman özüyle barışıktır ve mutabıktır. Onunla çelişmez ve her canlı gibi insan da eninde sonunda özüne rücu etmek ister. Günümüzde insanlar, eskiye dair yaşanmışlıklara karşı kendilerinde müthiş bir özlem ve arzu hissetmektedirler. Bu durumun sebebi insanların eski dönemlerdeki yaşanmışlıklarından aldıkları hazza, daha sonraki dönemlerde ulaşamıyor olmalarıdır. Örneğin bir muhabbet ortamında eskiye dair anıların, hafızalardan dost sohbetlerine aktarılması, insanlarda tarifi mümkün olmayan bir iç huzurun doğmasına sebebiyet vermektedir. Bu tarz konuların gün yüzüne çıkmasıyla insanlarda bir heyecanın belirmesi, bu durumun en belirgin kanıtıdır. İlk etapta yüzlerde oluşan tatlı bir tebessüm, akabinde gülücükler eşliğinde heyecanına yenik düşen insanların birbirlerinin sözlerini keserek güzelliklerini ifade ettikleri, ara ara “ah” çekmelerin olduğu doyumsuz saatler, muhabbetler...

            Mutluluğun en önemli şartlarından bir tanesi de bireysel bağımsızlıktır. Yani ruhların, düşüncelerin, beğenilerin, tasvirlerin, kabullenişlerin, kişiliklerin, benliklerin özgürlüğüdür. Özgür olmak, mekân ve zaman farkı gözetmeksizin insanoğlunun her istediğini, istediği zamanlarda, dilediği ölçülerde ya da sınırsız yapmak, düşünmek ya da sahiplenmek demek değildir. Prof. Dr. İsmail AYDOĞAN hocamızın dediği gibi; özgür olmak ya da özgürlük bireyin kendisini tanımasıdır. Birey ise ancak özünü tanıyarak, kendisini tanıma fırsatına ulaşır. Yani özünü tanıyamayan birey kendisini tanıyamaz, kendisini tanıyamayan birey ise özgür olamaz. E tabi özgür olamayan da mutlu olamaz. Çünkü özgürlük, mutluluğun sırrıdır. Düşüncelerini başkalarının yönettiği, başkalarının yaşam tarzlarına merakın ve hayranlığın vuku bulduğu, sürekli taklitçilikle, tam bağımlı olarak hayatlarını idame ettiren bireyler; kendileri olamadıkları halde, manevi yönden ne derece doyuma ulaşabilirler? “Devamı Haftaya”

www.gemerekhaber.com www.gemerekgundem.com.tr