mehmetguclu2603 @ gmail.com

ARZU EDİLEN DUYGU “MUTLULUK”

Kültürün en önemli ve en güzel özelliği bence insanlar arasında “kaynaştırıcılık-birleştiricilik” özelliğini var etmesidir. Bu özelliğinden dolayı değerlerine sahip çıkan milletler, asırlar boyu dimdik yaşamışlar ve başka milletlerin kültürleri içinde eriyip yok olmamışlardır. Bu da kültürün birleştiricilik özelliğini ispatlamaktadır. İnsanımız zamanla kültürlerinden uzaklaştıkça onu meydana getiren ortak değerleri de (dil, din, tarih, gelenek, görenek, âdet vs) yavaş yavaş unutmuşlar ve gelecek kuşaklara aktarımını da sağlıklı olarak gerçekleştirememişlerdir. Bunun sonucunda insanlar, kültürün birleştirici özelliğinden mahrum kalarak yalnızlığa mahkûm olmuşlardır. Yalnızlığın getirmiş olduğu ruhsal bunalımlar ve manevi eksiklikler de ne acıdır ki gelişen bilim ve teknoloji sayesinde giderilememiş ve günümüzdeki rahatsızlıklar gün yüzüne çıkmıştır.

Şu fani dünyada dünyalık olarak düşündüğümüzde insanoğlunun yegâne amacının ve mücadelesinin özünde “mutlu olmanın” yattığını rahatlıkla görebiliriz. Mutluluğa giden yolun ana kaynağı ise hiç şüphesiz ki inançtır. İnanç, inanma duygusu; Cenab-ı Allah tarafından kullarına fıtri olarak doğuştan ihsan edilmiş bir lütuftur. Her insanda bir inanma duygusu ve inanma ihtiyacı kesinlikle mevcuttur. Yani yemek yeme gibi, su içme gibi inanmak da bir ihtiyaçtır ve insanoğlu mutlaka ve mutlaka bu ihtiyacı kendine göre herhangi bir değerle doldurmak zorundadır. Bu alandaki boşluk ya da var olan üzerindeki samimiyetsizlik, insanları en büyük mutsuzluklara, çıkılmaz girdaplara itmektedir.

İnsan sırf fiziki özellikleriyle yaratılmış bir canlı değildir. Ona bu hayatı anlamlandıran, duygularını hissetmesini ve açığa vurmasını sağlayan bir de manevi yönü vardır ki; elzem olan bu manevi yönün doyuma ulaştırılmasıdır. Çünkü mutluluk tam da bu noktada gizlidir. İnanç, şartsız şurtsuz gönülden bağlılığı emreder. Kimilerine göre mutluluğun ana kaynağı ekonomik yönden azami rahatlığa kavuşabilmekten geçtiği algısı hâkim olsa da; bunun geçerli bir durum olmadığını hayat bize her fırsatta göstermektedir. Annelerimizin, babalarımızın hatta dedelerimizin dönemlerinde yaşamış insanların ekonomik yönden çekmiş oldukları sıkıntıların, aile içi ve insanlar arası birincil ilişkileri etkilemediğine ve bu anlamda mutluluklarından hiçbir vakit ödün vermediklerine tanık olmuşuzdur.

Akla şu soru gelebilir: “İnanıyoruz ancak yine de mutlu değiliz, mutlu olamıyoruz.” İşte bu noktada “İnanç” kavramı içerisinde kendilerine yer bulmuş olan “sabır ve samimiyet” kavramları devreye girmektedir. Kişi inanıyor ve yine de mutluluğu bulamıyorsa sabretmelidir. Tabi ki hayat şaşırtıcılıklarla, inişli çıkışlı olaylarla dolu bir yoldur. Bu noktada “sabır” dediğimiz kavram hayatımızda vuku bulmalıdır. Sabretmek insanoğlu için meşakkatlidir; ancak sonu Allah’ın izniyle selamettir. “Devamı Haftaya”

www.gemerekhaber.com www.gemerekgundem.com.tr