mehmetguclu2603 @ gmail.com

BİZİM MAHALLE

            Sizlerin de bildiği gibi kabaca tarif etmek gerekirse birey için önceden öngörülen kazanımları, kişi öğrenmiş ve bunları hayatında uygulayabiliyorsa yani davranışa dönüştürebilmişse biz buna eğitim diyoruz. Eğitim, 3 ayaklı sac üzerine oturtulmuştur. Bunlardan biri aile, biri okul, bir diğeri de çevredir. Bu ayaklardan birinin çökmesi halinde eğitim gerçekleşmez. İşte buradaki çevre boyutunu mahallelerimiz oluşturmaktadır. 

Mahalle kültürüyle yoğurulmuş bireyler, zamanla o kültürün karakteristik özelliklerini kendi kişiliklerinde taşımaktaydılar. Yani mahalle kültürüyle yetişen bireyler, o kültürün insana kazandırmış olduğu karakter ile toplumda yer edinmekteydiler. Bunlardan biri –günümüzde eksikliği her alanda hissedilen- “güven” duygusuydu. Mahallelilerin birbirlerine herhangi bir kan bağıyla bağlanmasına gerek yoktu. İnsanlar, gözü kapalı güvenirlerdi.

            Çocukluk yıllarım daha dün gibi hafızamda. Sabah evden çıkardık ve inanır mısınız akşam vakti eve zorla gelirdik. Ailelerimiz bizleri hiç mi hiç merak etmezlerdi. Aklınızdan “ne kadar sorumsuz aileler” dediğinizi duyar gibiyim. Bu durum, ailelerimizin sorumsuzluk anlayışının bir tezahürü değil; tamamen kişiler arası olagelmiş güvenden kaynaklı bir durumdu. Çünkü ailelerimiz şu gerçeği her daim bilirlerdi: “Bizim oğlan arkadaşlarıyla oynar, bir yerde karnını doyurur, kendine ve bize halel getirmeden bugünü sonlandırıp akşama eve gelir. Oldu ki yanlış bir işe kalkışsa bile; mahalleli, eş dost, akraba buna kesinlikle müsaade etmez.” Diye düşünürlerdi. Gerçekten de aynen öyle olurdu. Belki o dönemlerde insanlar çok şeylere sahip değildiler ancak; arkadaşlıklar sınırsızca cömertti. Arkadaşımızın biri gider evinden 2 büküm (8 adet) yufkayı koltuğunun altında alır getirirdi. Bir diğeri kavun ya da karpuz, Allah ne verdiyse. Bunlar bize o kadar tatlı gelirdi ki anlatamam.  Eve geldiğimizde de ailelerimiz bize “neredeydin,  kiminleydin, ne yaptın, ne yedin…”gibi sorular sormazlardı. Ah o eski komşuluklar. Hiç gözümüz arkada kalmadan gözümüzü yavrularımızı emanet ederdik. 

            “Ya şimdilerde” diye üzülerek sormak istiyorum. Şimdi insanlar, bırakın aynı mahallede yaşayanları, aynı apartmanda yaşadığı komşularını tanımıyor ve gerek de duymuyor. Evet, şimdilerde bir saatliğine çocuklarımızı bir yere yalnız gönderebiliyor ya da bırakabiliyor muyuz? Gitse bile 50 defa arıyoruz. “Gittiğin yerleri tek tek söyle, mesaj at, konum at…” Çocuğumuz ola ki okuldan geç gelse aklımız çıkıyor. Okulların önü ana-baba günü. Çocuğun veliden ayrılıp sınıfına geçmesi bir tören; okul çıkışları ayrı bir tören. Bu durumlar maalesef birbirimize karşı ne derece itimatsız olduğumuzu sergilemektedir.

                                                                                                                         “Devamı Haftaya”