mehmetguclu2603 @ gmail.com

BİZİM MAHALLE

Mahalle kültürünün hâkim olduğu dönemlerde komşuluk ilişkileri sağlam temeller üzerine oturtulur, günler çok canlı, neşeli ve samimi duygular içerisinde su gibi akıp giderdi. Mahalleye yeni komşular mı taşındı? Onlar misafir konumunda olup el üstünde tutulur, her türlü maddi ve manevi destek tereddütsüz sağlanırdı. Yeni komşuların ortama çabucak alışmaları, yabancılık çekmemeleri için elden gelen yapılırdı. “Hoş geldin” e gidilir, ev oturmalarına, çay saatlerine çağırılırdı. Sevinçli günlerimizde de üzüntülü günlerimizde de hep komşularımız yanımızda olurdu.

Hayırlı bir işte bütün mahalleli birlik olur maddi olarak yardımda bulunurlardı. Çünkü o dönem insanlarında “Kötü komşu adamı hacet sahibi yapar” anlayışı yoktu; “Komşuda olanın zararı olmaz. Allah daha çok versin” anlayışı hâkimdi. O yüzden düğün yapana, ev alana, araba alana vs. işlerde her daim yardım edilirdi. Zaten bu işlere yeltenen kişi de konuya, komşuya, akrabaya güvenirdi. Bundan dolayı insanın böylesi bir ortamda kendisini yalnız hissedebilmesi mümkün olabilir miydi? Mahallede bir cenaze olsa hayat sanki durma noktasına gelirdi. O gün ve o hafta içerisinde eğlenceler (düğün-nişan) iptal edilir, akşamları televizyon açılmaz, hatta yanlışlıkla çocuklar açarlar diye televizyon dolapları kitlenirdi. Cenaze evinde en az bir hafta yemek yapılmazdı. Mahalleden her gün bir komşu bu vazifeyi üstlenirdi. Ya şimdilerde! Aynı mahallede sabah bir evden cenaze çıkıyor; akşamına başka bir evden gelin çıkmakta. Ne ara bu kadar vurdumduymaz, duyarsız ve bencil olduk. Kendime sormadan edemiyorum.

Daha önceki yazımızda sosyalleşmenin fıtri olarak insanoğlunda zorunlu olduğundan söz etmiştik. İnsanlarımız önceleri mahalle kültürünün kendilerine doğrudan ya da dolaylı olarak, isteyerek ya da istem dışı vaziyette kazandırmış olduğu o rahatlamayı, enerji boşalımını, gülmeyi, eğlenmeyi, güveni, samimiyeti; günümüzde maalesef insanları gerçekliklerden uzaklaştıran, birbirlerine karşı saygı ve sevginin bittiği, herkesin kendisini üstün gördüğü, son derece sanal olan sosyal paylaşım sitelerinde bulmaya çalışmaktadırlar. Ancak bunların geçici birer çözüm olduğunu ve yapmacıktan ileri gitmediği gerçeğini çok iyi bilen insanoğlu bu tiyatronun bir figüranı olmayı yine de devam ettirmektedir. Çünkü dediğimiz gibi bu iş yemek yemek gibi, su içmek gibi bir ihtiyaçtır. Bu yüzden insanlar yalnız olamazlar. İnsanlar sanal arkadaşlıklar, hatta hiç görmediği kişilerle dostluklar edinmekteler. Sanal oyunlarla ve sanal uğraşlarla (çiftlik yapmak, sanal balık yetiştirme vb.) boş zamanlarını geçirmektedirler. Durum böyleyken ne acıdır ki günümüzde çoğu insan mutsuz. Çok kazanmamıza, daha rahat olanaklara sahip olmamıza, yaşam ölçünlerimizin her alanda günden güne gelişme göstermesine rağmen; bunun sonucunda da mutlu olmamız gerekirken maalesef insanlar mutsuz. İnsanlar çoğu şeye sahip ancak hiçbir şeyin kıymeti olmadığı için insanlar mutsuz.

                                                                                             “Devamı Haftaya”