mehmetguclu2603 @ gmail.com

BİZİM MAHALLE

Geçen hafta insanlarımızın çoğu şeye sahip olmasına karşın adeta manevi bir çöküntü içerisinde bulunduklarından ve mutsuz olduklarından söz etmiştik. İnsanlarımız artan refah düzeylerini, ekonomik rahatlamalarını maalesef ikili ilişkilerine ve topluma sağlıklı bir şekilde yansıtamamışlardır. Bunun akabinde insanlar, paranın kendilerine vermiş olduğu güvenle bireyselleşip bencilleşerek modernleşme adı altında sitelere yerleşip mahalle kültürünün sonunu getirmişlerdir.

Ne zaman ki insanlarımız kendilerini sosyalleşmeden çektiler, toplumdan uzaklaşıp kendilerini eve kapattılarsa; dost, arkadaş, komşu, akraba gibi varlıkların yerine cansız aletleri ve sanal ortamları tercih eder oldular işte ondan sonra toplumda ruhsal çöküntüler, sorunlar baş göstermeye başlamıştır. Hepimizin bildiği gibi insan sosyal bir varlıktır. Sevincini, üzüntüsünü, korkularını kısacası duygu ve düşüncelerini karşıdakilere aktarmak zorundadır. Bunlardan uzak kalan insanlık nihayetinde çağımızın hastalığı olan ruhsal hastalıklara yakalandı. Sizler de çok iyi bilirsiniz ki önceleri bu tarz hastalıklar toplumda mevcut değildi. Ayrıca “Psikolog, Psikiyatri” diye meslekler de yoktu. Çünkü toplumda meslekler, ihtiyaca hâsıl olarak doğarlar. 

Mahalle kültürünün kazandırdığı kazanımlardan bir diğeri de insanlarda “yalnız değilsin” hissini uyandırmasıydı. Bunun sonucunda insanlarda bir rahatlama ve güven duygusu hâkim olurdu. Şu an insanoğlunun tek güvencesi cebi, bankadaki hesabı. Biriktir Allah biriktir. Kaybetme korkusu, yalnızlaşma korkusu, güvensizlik korkusu insanı maddeci yapmıştır. Önceleri insan ilişkilerinde paranın sıralamalarda hiç yeri yoktu. Parası olmayana bakkal amcanın veresiye defteri vardı. Kişiler arası sarsılmaz itimadın en güzel örnekleriydi bunlar. Komşu komşunun külüne muhtaçtı. “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” anlayışı ile komşu hakkı hep göz önünde bulundurulurdu. Komşuyu göremediğimiz zaman içimiz hiç rahat etmez, meraklanır, kapısını yoklardık. Komşuluk ilişkileri Türk toplumunda oldukça önemli bir yere sahipti. Atalarımız boşuna mı “Ev alma, komşu al” diye bize telkinlerde bulunmuşlardır. Çünkü Türk toplumunun sağlamlığını aileler dolayısıyla komşular oluşturmaktaydı.

Önceleri köylerimizde, mahallelerimizde işler hep karşılıklı yardımlaşma yoluyla yapılırdı. Yevmiyeyle ya da parayla iş yaptırmak ayıplanır ve kimse de böylesi durumlara tevessül etmezdi. İnsanlar hep beraber bulgur kaynatırlar, ekmekler yaparlar, salça kaynatırlar, turşular kurarlar, pekmez yaparlardı. Böylece herkesin bu türden işleri sırayla bitirilirdi. Sadece işlerde değil mahalledeki herhangi bir sorunu gidermek için de imece usulü yapılırdı.                                                                                             “Devamı Haftaya”