mehmetguclu2603 @ gmail.com

DEĞİŞİMDEKİ ÇARPIKLIK

            Günden güne maneviyattan koparak materyalistleşen insanoğlu, ömrünü bir sahiplenme hırsı uğruna heba etmekten alamamaktadır. Özellikle dünyevi istek ve arzularının hatta ihtiraslarının kölesi durumunda ve onların belirlediği yörünge içerisinde bir mücadeledir geçip gitmekte. Dünyevi hırslarının kurbanı olan insanlar, ihtiyaçtan fazla mal mülk edinmeyi, birikim yapmayı, sürekli sahiplenmeyi ve bunları muhataplarına her fırsatta sergilemeyi, mevzu bahis etmeyi kendilerine bir hayat felsefesi olarak belirlemiş durumdalar. Belirli bir düzeye kadar devam ede gelen sahiplenme duygusunun yerini bir aşamadan sonra kaybetme ve eksiltme korkusu almaktadır. Bu durum ise insan için bir öncekinden daha vahim sonuçları doğurmaktadır. Çünkü eksiltme ve kaybetme korkusu insanları endişeye sevk etmekte ve onları eskisinden daha fazla hırsları için mücadele vermeye zorlamaktadır. Kısır bir döngü dâhilinde süregelen yaşamını insanoğlu; layıkıyla yaşayamadan, diğer tarafa da hiçbir şey götüremeden nihayetinde sona erdirmektedir.

İnsanları toplum olmaktan, sosyalleşmekten uzaklaştırarak bireyselleştiren ve akabinde hayatını sadece kendisi için yaşayan insan topluluklarının oluşmasına sebebiyet veren bu materyalist anlayışın, insanların yaşam görüşlerine yerleşmeleri sonucu Türk Milleti’nin karakteristik özelliklerinden olan toplum olma, toplumla beraber hareket edebilme, toplumca kararlar alabilme gibi özellikler maalesef Türk toplumunda önemini yitirmektedir. İnsanoğlu başkalarını sevmeden, başkasına iyilik etmeden ve bunun kişide bırakmış olduğu hazzı yaşayamadan, başkalarıyla paylaşım içerisinde bulunmadan nasıl bu hayattan mutluluk duyabilir? Türk Milleti yaşam tarzı olarak bireysel yaşamı değil, toplumsal yaşamı kabul eder ve bu yaşam dâhilinde varlığını idame ettirir. Çünkü yapısı toplumsal yaşam biçimine uygundur. Unutulmamalıdır ki bizim medeniyetimiz madde medeniyeti değil, mana medeniyettir. Bizim farkımız edep ve hayâdan yani ahlaktan gelmektedir. Günümüzde yer alan bu tarz değişimleri ne yazık ki hayatın birçok alanında görebilmemiz mümkün olabilmektedir. Örneğin evlerimiz son tahlilde insanlardan çok eşyalara tahsis edilmiş durumdalar. Evler, insanların güven ve huzur içerisinde yaşamlarını rahatlıkla sürdürebilecekleri yuvalarıdır. İnsanların en rahat ettiği yerler kendi evleridir. Ayette “Allah, sizin için evlerinizi bir huzur ve sükûnet yeri yaptı.” (Nahl, 80) buyurmaktadır. Kimi zaman insanlar, evlerine sığamaz oluyorlar. Çocukların koşup oynayacakları, enerjilerini dağıtacakları evler, günümüzde artık çok nadir. Varsa yoksa “Hangi odaya hangi eşyalar yakışır, bu eşyaları hangi başka eşyalar tamamlar. Olmadı beş, altı yıl sonra bu eşyaların da modası geçti, haydi evimizi yeniden tasarlayalım…” Her gün evlerimize dünyaları doldurmaya çalışıyoruz, yine de yetinemiyoruz. Doğrudur. Günden güne değişiyoruz ve gelişiyoruz, hatta alım gücümüz de eskiye nazaran daha da artmakta. Ancak aile fertlerine tahsis edilmesi gereken evlerin, günümüzde alınacak eşyalara göre tercih edilmesi ve insanların zihninde bu yönüyle konumlanması biraz garip değil mi?

www.gemerekhaber.com www.gemerekgundem.com.tr