mehmetguclu2603 @ gmail.com

DOĞRU İLETİŞİM 2 “İletişim Çağında, İletişimsizlik”

Kişiler arası etkili dinlemenin ve konuşmanın yapılamaması durumunda iletişimsizlik doğmaktadır. Bunun akabinde de felaket zinciri peşi sıra gelmektedir. İlk önce insanlar arası güvene dayalı, duyguların ve samimiyetlerin geçerli olduğu, yüz yüze, sıcak; “biz” duygusunun hâkim olduğu birincil ilişkiler oluşamamaktadır. Bu durum ilk önce ailelere daha sonra da topluma sirayet etmektedir.

Batı tarzı hayat anlayışının toplumumuzda, televizyon izlencelerinde özendirilmesi ve kimi ailelerce benimsenmesi insanlarımızda “bireyselliği, birey olma” algılarını oluşturmuştur. Bazı aileler, aile olmaktan çok bir birey olarak ayakta kalmanın mücadelesini vermekte ve bu yönde çocuklarını yetiştirme arzusundadırlar. Çocuğun, gencin “birey” olarak yetişmesi için de çocuğa “kendisini her zaman ve her şartta ifade etmeli, hakkını her daim aramalı ve diretmeli, haklarını bilmeli, gerektiğinde hiyerarşiye karşı gelmeli, özgüveni yüksek olmalı vs.” gibi algılar verilmeye çalışılmaktadır.  Bu da maalesef kişiler arası iletişimi, akabinde de aile ve toplum olma özelliklerini olumsuz yönde etkilemektedir.

Şöyle ki; çocuğa temelde belirli bir ahlaki değer verilmeden, doğru iletişimin kuralları öğretilmeden, çocuk yeterli seviyede bir konuşma yetkinliğine ulaştırılmadan, aileden, komşudan ve toplumdan yani birincil ilişkilerin yaşandığı yerlerden alabileceği manevi değerleri alamadan çocuk salt birey mantığıyla yetiştirilirse orada kuşaklar arası çatışma başlar. Yani akranlar arasında, aile bireyleri arasında, sınıf ortamlarında (öğretmen-öğrenci), kişinin ulaşabildiği her yerde iletişimsizlik baş gösterir. Çünkü çocuk çok yönlü olarak belirli bir yeterliliğe ulaşamadığı için oturacağı, kalkacağı, nerede durup, nerede devam edeceği yeri bilemez. Bundan dolayı iletişimin sürekli, kalıcı, samimi yani doğru bir şekilde oluşabilmesi için kişilerin manevi yönden güçlü ve sağlıklı aile yapılarının içerisinde yetişmesi gerekmektedir. Alçakgönüllülük, içtenlik, saygı, güven, hoşgörü, nazik olma, cömertlik, ölçülü olmak yani nerde ne konuşacağını bilmek vb. erdemler aile içerisinde kazanılır ve bunlar doğru iletişimin olmazsa olmazlarıdır. İşte bu ve buna benzer ahlaki eğitimleri aldıktan sonra her insan kendisini toplumda bir birey olarak tanımlayabilir.

Sonuç olarak “Doğru İletişim” doğuştan gelen bir yetenek değildir. İnsanlar kendilerini geliştirerek ve biraz dikkat ederek bu yetiye kavuşabilirler. Bu alanda bol bol edebi eser okunmalı, tavsiye edilmeli, yabancı kelimeler yerine mutlaka Türkçeleri kullanılmalı, yazılarımızı özenerek ve dilbilgisi kurallarına uygun yazmalı, konuşmalarımızda “ben” diline önem verilmeli ve kelimeler doğru telaffuz edilmelidir. Özellikle toplumları her alanda etkileyebilen kitle iletişim araçları, güzel Türkçemizi bütün incelikleriyle ve zarafetiyle, doğru ve etkili bir şekilde kullanmak zorundadırlar. Bu durumun insanlarımızın doğru iletişime geçmelerinde olumlu yönde katkısı olacağına kaniyim.