mehmetguclu2603 @ gmail.com

KİMLİK

            Milletlerin kendilerini dış dünyaya kapatarak bu durumun tersi bir anlayışı oluşturmak da tabi ki doğru değildir. Gerek insanlar ya da insanlık olsun gerekse dünya, hep bir değişim olgusu içerisinde kendilerini yeniden biçimlendirerek kaldıkları yerden yaşam tarzlarını, gelenek, göreneklerini, törenlerini (ritüellerini) icra etmektedirler. Dünya sahnesinde hiçbir millet yoktur ki kendisini soyutlayarak tek başına ayakta kalabilmeyi başarabilsin... İster istemez toplumlar çeşitli alanlarda birbirleriyle iletişime, etkileşime girmek durumundadırlar. Bu kapsamda milletler için önem arz edecek olan durum; hiç şüphesiz ki karşılaştıkları ya da etkileşimde bulundukları milletlerin kültürlerinden bilinçli olarak yararlanabilmeleri olacaktır. Yani kültürler arası geçişler birbirlerinin değerlerini istila edici şekilde değil de kendi öz değerleri içerisinde özümsenilerek o kültüre bütünleştirme (entegre) biçiminde olmalıdır.    

Bu alandaki tutarlılığın ve mükemmeliyetçiliğin en güzel örneklerine, yine ceddimizin tarihinden rastlanılabiliyor olması, insanlığı her zamanki gibi şaşırtmamaktadır. Düşünün üç kıtaya hükmetmiş bir cihanşümul devletin, hâkimiyeti altındaki başka milletlerin kültürlerinden etkilenmemiş olabilmesi mümkün olabilir mi? Tabi ki doğal olarak o dönemde milletlerin kültürleri arasında karşılıklı etkileşimler olmuştur. Ancak bu etkileşimler ve kültür alışverişleri, İslam adaletinin hoşgörülü havasının teneffüs edildiği o dönemlerin tezahürü sonucunda; kültürlerin istilası yönünde olamamıştır. Bilakis milletler “Hoşgörü” ilkesi çerçevesinde kendi öz benliklerini yitirmeden, kimliklerini muhafaza ederek, yaşam tarzlarını idame etmeye devam etmişlerdir. Hâkim olan bu hava tabi ki Osmanlı kültürünü de yozlaştırmamış, aksine kültüre dâhil olacak unsurlar, Osmanlı kültürel değerlerinde özümsenerek o kültüre zenginlik olarak taşınmıştır. Goethe’nin dediği gibi “Bir dilin kudreti kendine yabancı olan şeyleri atmakta değil, onları yutup hazmetmektedir.” Bizim kültürümüzün büyüklüğü de bu olsa gerek…

Sonuç olarak; milletler, doğuştan toplum içerisinde sahip oldukları kimi özelliklerinden dolayı belli bir kimlik içerisinde kendilerini bulurlar ve bu kimlikle anılırlar. Burada önemli olan toplumların kimliklerini meydana getiren bu ana yapı taşlarının yozlaşmaya uğratılmaması yani muhafaza edilebilmesidir. Bu konudaki başarı da tabi ki sağlam bir şuur etrafında şekillenecek ve hayat bulacak olan bir anlayıştır. Bu durum ne derece hayata geçirilebilir ölçüde olursa, milletlerin toplumsal kimliği de o ölçüde sağlam ve sürekli kalacaktır. Ancak bu olumlu durumu meydana getiren besleyiciler zayıf kalırsa, milletlerin toplumsal kimliklerinde de bozulmalar ve sorunlar mutlaka belirecektir.

    www.gemerekhaber.com www.gemerekgundem.com.tr