mehmetguclu2603 @ gmail.com

KÜLTÜR

Kültür için bir milletin uzun yıllar boyunca bünyesinde oluşturduğu ve kuşaktan kuşağa aktarıla gelen değerler bütünüdür diyebiliriz. Kültürün oluşumu çok uzun yıllar alır ve toplumla beraber devam eder, toplumu kenetler.

Halk kültürü, adından da anlaşılacağı üzere halkın yaşayışını, adet, gelenek ve göreneklerini, inanç ve değerlerini kapsayan büyük bir hazinedir. Halk kültüründe toplumca öteden beri yapıla gelen, uyulması gereken teamüller vardır. Bu teamüller yani adet hukukları toplum olma özelliği göstererek toplumun düzenini sağlar. Bir millet, çocuklarına kültürünü öğretmezse yetişen yeni nesil kendilerinde bu ihtiyacı, eksikliği ve sorumluluğu hissetmez.

Milletleri millet yapan değerlerin başında kültürleri gelir. Bize Türk Milleti denmesinin sebebi kendimize has bir kültür yapımızın olmasıdır. Milli kültürümüzün içerisinde barındırdığı özellikler, milletimizin karakterini ve yaşam biçimini göstermektedir. Kültürümüzün kendine has yapısının var oluşu ve sağlam bir geçmişe dayanır olması onu dışarıdan gelen etkileşimlere ve yozlaşmalara karşı bir kalkan gibi yıllarca koruyabilmiştir. Yabancı kültürleri ayırt etmiş, garipsemiş ve olduğu gibi kabul etmemiştir. Etse de bu çok uzun bir süreç dâhilinde olmuş ve bir emanet görünümünde milletimizin üzerinde durmuştur. Örneğin yüzyıllardır “opera” sanatı kültürümüze yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Ancak kültürümüzün yapı taşlarıyla uyuşmadığı için Türk Kültürünün içinde bir türlü yer bulamamıştır.Dünya üzerinde kültürümüz kadar yozlaşmaya maruz bırakılan başka bir kültür de var mıdır bilinmez. Hal böyleyken yine de bu denli yavaş bir yozlaşma, kültürümüzün sağlam temeller üzerine oturtulduğunu gösterir. Ancak son yıllarda kültürümüz maalesef çok hızlı bir yozlaşma sürecine girmiştir.

İnsanlar, kitle iletişim araçlarının ve gelişen teknolojinin seyrinde kültürlerini yavaş yavaş unutmuşlar; gelecek nesillere de çok az şey aktarabilmişlerdir. Özellikle kitle iletişim araçlarının evlere girmesiyle önce hısım, akraba, dost ve köylü arasında; daha sonra aile bireyleri arasındaki sıcak, samimi ilişkiler oldukça yavaşlamıştır. Bu da yöre kültürlerinin devamlılığını, canlılığını kaybetmesine sebep olmuştur. Başka bir etken ise; insanlarımız, artan refah düzeylerini, birbirleri arasındaki sıcak ve samimi ilişkilerine yansıtamamışlardır. Yani ekonomik rahatlıkla beraber insanlarda toplum olma özelliğinden koparak bireyselliğe, bencilliğe doğru yönelimler baş göstermiştir. Örneğin eskiden her hane her türlü alet ve makineye sahip değildi. Kişi ihtiyacı olan bir hacet için komşusuna, akrabasına gider, çok rahatlıkla ister, alır; işini bitirdikten sonra da geri getirirdi. Kısacası insanlar birbirlerine muhtaçtı ve bu muhtaçlık insanlar arasındaki birincil ilişkileri öldürmüyor, sürekli canlı tutuyordu.                                                          “Devamı Haftaya”