mehmetguclu2603 @ gmail.com

KÜLTÜREL YOZLAŞMA

Kitle iletişim araçlarının yozlaşma üzerindeki gücünü çok iyi bilen güçler; bu alanı, insanlık üzerinde oldukça etkili kullanmaktadırlar. Kitle iletişim araçlarında yayımlanan filmlerde, dizilerde, izlencelerde olsun; kendi yaşam tarzlarını, kültürlerini, değerlerini, alışkanlıklarını hatta gündelik söylemlerini sürekli olarak işlemektedirler. Özellikle ülkemizde yayımlanmakta olan birçok izlence ve dizi; bilinen yıllanmış, gelenekselleşmiş Türk aile yapısına hitap etmemekte/edememektedir. Tabiatıyla Türk ailesinde tutmayan/tutunamayan, izlenmeyen izlence ve diziler vs anında yayından kaldırılmakta ve yerine bir yenisi ilave edilmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir husus var ki o da; dizilerde ve izlencelerde “anlayışın, felsefenin ve temaların hiç değişmiyor olması” olayıdır. Ne hikmetse o malum izlencenin, dizinin, yarışmanın vs. adı değişiyor, içindeki şahsiyetler değişiyor, konusu değişiyor, mekân ve zaman değişiyor ancak seyirciye verilmek istenen, aşılanmak istenen tema, felsefe ve anlayış bir türlü değişmiyor. Karşımıza sadece dış kabuğu değiştirilmiş ancak öz de bir öncekinden hiçbir farkı olmayan izlencelerin servisi çıkarılmaya devam ediliyor. Süreç bu şekilde işlerken zamanla kitle iletişim araçlarına bağımlı olmaya alıştırılmış olan toplum ise bu sürekli sözde yenilenen durumu kanıksıyor ve artık tepki vermemeye başlıyor. (Yani o izlence artık tutuyor…)

Günümüzde ülkelerin kültürel değerlerini yozlaştırmayı başaran, hızlandıran; yozlaştırmaya teşvik eden, kimi zaman yaptırımlarla zorlayan küresel güçlerin, geçmiş yıllarda da bu alanda sahneleri kimselere kaptırmadıklarına şahit olmaktayız. Öyle ki yapılan çeşitli araştırmalar neticesinde bazı ülkelerin, sömürüleri altındaki ülke insanlarına gayet açıktan icra ettikleri dayatmalar ve zulümler sonucunda; o insanların kültürel değerlerini unutmaları ve hakim kültürlerinin boyunduruğu altına girmeleri amaçlanmaktadır. Bu durum “kültürel yozlaşmanın” ötesinde çok daha vahim bir kavramı tasvir etmektedir.  Buna dense dense ancak “Kültürel Soykırım” denilir. Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun “Büyük Uyanış” kitabından Kenyalı bir yazarın, İngilizce eğitim yapan Kenya okulundaki çocukluk anısını bakın nasıl anlatıyor:

“En aşağılayıcı durum, okulun civarında kendi dilini konuşurken yakalanmaktı. Yakalananın çıplak kıçına sopayla vuruluyor veya boynuna, üstünde ‘BEN APTALIM’, ‘BEN EŞEĞİM’ yazan madeni bir levha asılıp ortalıkta dolaştırılıyordu. Bazen de ‘suçlu’nun ödemekte zorlanacağı para cezaları kesiliyordu. Peki, öğretmenler ‘suçlu’yu nasıl yakalıyorlardı? Başta öğrencinin birine bir düğme veriliyordu. O, ulusal dili konuştuğunu gördüğü bir öğrenciye düğmeyi verecek. Günün sonunda düğme kendisinde kalan öğrenci düğmeyi kimden aldığını ifşa edecek ve süreç zincirleme gidip gün boyunca ulusal dilini konuştuğu için düğme üstünden geçen tüm öğrenciler yakalanacaktı. İşte böylece ulusal dilin konuşulması engellendiği gibi, çocuklar cadı avına sürülmüş, muhbirliğe, ötesi, kendi toplumuna ihanet etmeye alıştırılmış oluyorlardı.”                                                                                                                     “Devamı Haftaya”

 www.gemerekhaber.com www.gemerekgundem.com.tr