mehmetguclu2603 @ gmail.com

MİLLİ ŞUUR

            Yakın tarihimizin devlet büyüklerinden Rahmetli Turgut ÖZAL’ın Japon eğitimcileriyle yaşamış olduğu şu hikayecik (anekdot), “Milli Şuur” konusunu en güzel özetleyen ve örnekleyen niteliktedir. 

            Yıl 1980’ler, başbakanlık makamında Turgut Özal bulunmaktadır. Ülkenin geleceği adına birçok alanda girişimlerde bulunan başbakan, Türk Eğitim Sistemi konusunda da Japon eğitimcilerden bir dizi araştırmalar yapmaları için onları ülkeye davet eder. Kendi alanlarında uzman olan bu insanlar, ülkemizin değişik yerlerinde görüşmelerde ve temaslarda bulunurlar. Elde ettikleri bilgiler neticesinde, bu konuyla ilgili çıkarımlarını Turgut Özal’a iletmek üzere makamına gelirler. Milli Eğitim Bakanı da orada hazır bulunmaktadır. Japon heyete yapmış oldukları araştırmalar neticesinde eğitimimiz hakkında elde ettikleri bilgiler ve bulgular sorulduğunda, Japon eğitimciler, süreci şu şekilde kısaca özetlerler.

Derler ki: “Sizin gençlerinizde ‘milli şuur’ yok” Böyle beklenmedik bir sonuç, orada bulunan Türk yetkililerini birdenbire şaşırtır.  Yetkililerden biri şaşkınlık içerisinde “Nasıl yani?” dercesine şu soruyu sorar: “Peki siz, gençlerinize bu bilinci nasıl kazandırıyorsunuz?” Bunun üzerine Japonlar, şu dikkat çekici cevabı verirler: “Biz, sizden aldığımız ‘Amin Alayı’ (Osmanlı döneminde çocuklar 4 yaş 4 ay ve 4 günlük olunca hazırlanan törenle okula başlatılırdı.) ile eğitime giriş yaparız. Ve ilk eğitime şok testler uygulayarak başlarız. Bu çocukları uçak kadar hızlı giden trenlere bindirir ve çok katlı yollardan geçiririz. En üstün teknolojiyle ve robotlarla çalışan dev fabrikalarımızı gezdiririz. Bu baş döndürücü teknoloji karşısında sarsılan ve şok olan çocuklarımıza deriz ki: ‘Gördüğünüz bu hızlı trenleri ve üstün teknolojiyi sizin atalarınız yaptı. Eğer siz daha çok çalışırsanız, daha hızlı giden ulaşım araçları yapar, daha üstün teknoloji meydana getirir, daha gelişmiş ve modern fabrikalar kurarsınız.’ Daha sonra da bu çocukları Hiroşima ve Nagazaki'ye götürüp gezdiririz. İkinci Dünya Savaşı'nda atom bombasıyla yerle bir edilen bu bölgeleri biz, gelecek nesillere ibret olsun diye aynen koruruz. Buraları çeşitli bilgiler vererek onlara gezdirir ve gösteririz. Atom bombasıyla hiçbir canlının ve bitkinin yaşayamaz hale geldiği bu yerleri çocuklarımız büyük bir dikkat ve hayretle seyrederler. Bu gördükleri manzaralar onların taze hafızalarında hiçbir zaman silinmeyecek derin izler bırakır. Ve yine deriz ki: ‘Eğer siz çalışmazsanız, vatanınızı korumaz, milletinizi sevmezseniz, birlik ve dirlik içinde olmazsanız; işte böyle düşmanlar sizin ülkenizi bombalar, yakar, yıkar ve yaşanmaz bir hale getirirler. Ama çalışırsanız, güçlü olursanız yücelir, milletiniz yükselir. Dünyadaki bütün insanlar size saygı duyarlar. Artık çalışmak ve çalışmamak konusunda kararınızı siz verin.’ Bu ikinci şokla çocuklarımız kendilerine gelerek iyi ve çalışkan bir Japon olmaya doğru ilk adımı atmış olurlar. Böylece de milli bir şuur kazanırlar. Okul hayatında da bu bilgi ve bilinç çerçevesi etkili bir biçimde genişletilir. Dolayısıyla bu gençlerin Japon olmaktan başka çareleri kalmaz.”

Bu esnada orada bulunan Türk yetkililerden biri: “İyi de bizim Hiroşima ve Nagazaki' miz yok ki” der. Bunun üzerine Japonlar der ki: “Sizin binlerce Hiroşima ve Nagazaki gibi değerleriniz var. Bizimkilerden çok daha etkili ve tesirli tarihi bölgeleriniz var.  Siz oraya Çanakkale dersiniz. Çanakkale Zaferi'nin kazanıldığı bu bölge; çocuklarınız ve gençlerinizin şok olması için yeter de artar bile…” “Devamı Haftaya”

www.gemerekhaber.com  www.gemerekgundem.com.tr