mehmetguclu2603 @ gmail.com

“NERDE O ESKİ RAMAZANLAR?”

            Millet olarak inancımızda Ramazan ayının yeri ve önemi oldukça ehemmiyet arz etmektedir. Özellikle Ramazan ayı gelmeden yapılan hazırlıklar, iftar ve sahura yönelik tatlı koşuşturmalar, yine bu ay içerisinde yapılan etkinlikler ve faaliyetler, nihayetinde Müslümanların ödüllendirildiği Ramazan Bayramı bu durumu kanıtlar niteliktedir. Bu anlayışın kat be kat hâkim olduğu daha evvelki dönemlerde, Ramazan ayına ve bayrama özel birçok faaliyet düzenlenmekteydi. Bu değerli ve güzel uygulamaların günümüzde yaşanmıyor olması ya da yapılmıyor olması, insanların iç çekmelerine sebebiyet vermekte ve onlara “Ah Nerde O Eski Ramazanlar?” sözünü bütün içtenliğiyle söyletmektedir.

            Evet, söylediğimiz gibi önceleri ceddimiz için Ramazan’ın ayrı bir önemi ve havası vardı. Özellikle Ramazan ayında yörenin, mahallenin genel havası değişmekteydi. İnsanlar her ne kadar dini vecibelerini yerine getirmekle beraber, arta kalan vakitlerini de çok eğlenceli etkinliklerle geçirmekteydiler. İftar vaktinden sonra insanlar sokaklara dökülürlerdi. Buralarda Hacivat –Karagöz oyunları, kukla oyunları ya da diğer gölge oyunları oynanırdı. Sahura kadar insanlar uyumazlardı. Meydanlarda cambazlar, hokkabazlar olur; insanları eğlendirirlerdi.

            İftar hazırlıkları günümüzde de olduğu gibi başlı başına tatlı bir temaşa idi. Hele hele Ramazan’da iftar yemeği vermek insanlarımızın çok sevdiği bir gelenekti. Sürekli bir koşuşturmaca içerisinde, komşu ve akrabaları davet etme telaşı; bütün bunlar vaktin nasıl geçtiğini insanlara hissettirmezdi. Yapılan iftarlıklar, mümkün mertebe komşular arasında paylaşılır, bu şekilde yiyecekler bir anlamda bereketlenmiş olurdu. Zaten Ramazan ayı da bolluk ayı, bereket ayı değil miydi? Eskiden iftar vakitlerinde evlerin kapıları kesinlikle kapalı olmazdı. Yolda kalanlar, varacağı yere yetişemeyenler, fakirler kapısı açık bulduğu eve gelir iftarlarını yapabilirlerdi. Bunda yadırganacak bir durum yoktu.  

            Geçmişten kalma günümüzde de uygulanmakta olan tekne orucu geleneği çocukların oruca alışmalarını sağlardı. Bu sayede çocuklar, kendilerinde bir sorumluluk hissederek öğle vaktine kadar oruçlarını tutar ve daha sonra kendileri için özel olarak hazırlanan yiyeceklerle oruçlarını açarlardı. Böylece çocuk kendisini değerli hissetmekte ve bu gelenekten kendince taviz vermemekteydi. Ayrıca bizim çocukluk yıllarımızda tuttuğumuz tekne oruçlarını büyüklerimiz ya toplu olarak Ramazan Bayramı’nda ya da günübirlik tutulan oruç sayısı kadar satın alırlardı. Bizlere “Tuttuğun orucu bana satar mısın? Kaça satarsın, ya da ne istersin?” diye sorarlardı. Bizler de bayram için ya bayramlıklar veya da harçlıklar isterdik. Bu şekilde büyüklerimiz bizleri oruç tutmaya daha küçük yaşta alıştırırlar ve teşvik ederlerdi. 

                                                                                                          “Devamı Haftaya”

 www.gemerekhaber.com www.gemerekgundem.com.tr