mehmetguclu2603 @ gmail.com

TEMEL DEĞERLER “TARİH”

            Milletlerin kültürleri tarihle başlar. Bu eşsiz kültürel hazine de yeni nesillere etkin, verimli, doğru ve tarafsız bir tarih bilgisiyle aktarılabilir. Tarih kelimesi insanlarımızın dimağlarında hep aynı kavramları çağrıştırmaktadır.  Genelde tarih denilince savaşlar, olayların neden ve sonuç ilişkileri ve kronolojik tarih sıralaması aklımıza ilk gelenlerdir. Kısacası tarih, tam bir kronoloji ve vaka ezberciliğinden ibarettir. Bu durum da bireyde tabi ki o alana karşı bir iştahsızlık ve sıkılganlık oluşturmaktadır.

            Tarih bilgilerinde kişiyi cezbeden, merakını ayyuka çıkartan, onda hayranlık uyandıran, dikkatini çeken, algılarını açan bir ruh olmadığı için öğrenilen bilgiler de ezbercilikten öteye gidememektedir. Bundan dolayı da yeni nesil tarihi sevememekte, bu alana gerekli hassasiyeti gösterememektedirler. Tarihin maneviyatına, özüne yani ruhuna inilmediği sürece de tarih hiç bir dönem sevdirilemeyecektir. Tarihimizle beraber süregelmiş kültürel değerlerin, insanlığa örnek olmuş şahsiyetlerin ve bu insanların örnek yaşamlarının, yine insanlık adına ders alınabilecek derecede önem arz eden örnek olayların ve buna benzer milli tarih şuurunu aşılayan temaların tarih bilgisi içerisinde insanlara sunulmaları; etkili bir tarih bilincinin bireylerde oluşması açısından daha faydalı olacağı kanaatindeyim. Uzun ve köklü tarihimiz nice insanlığa parmak ısırtmış küçük kahramanları, serdengeçtileri, cengaverleri, yiğit ana ve bacıları bünyesinde her dönem var etmiş ve yaşatmıştır.

            Örneğin bir Yavuz Sultan Selim Han dönemi anlatılırken ya da incelenirken; Yavuz Sultan Selim’in yapmış olduğu seferler, savaşlar yanında keşke hocası İbn’i Kemal ile yaşamış oldukları şu hadiseyi de ilave edebilmiş olsaydık daha etkili bir tarih öğretimi yapmış olmaz mıydık?

“İstanbul’a dönüşte hocası ile yan yana giderlerken hocası İbn’i Kemal’in atının ayağından sıçrayan çamur Padişah Yavuz Sultan Selim’in üzerine geldi ve kirletti. İbn’i Kemal dehşetli, korktu. Selim, ona dönerek şöyle söyledi:

_Korkma Hoca! Ulema atının ayağından sıçrayan çamur, benim için iftiharı muciptir. Ben öldükten sonra bu örtüyü sandukamın üzerine örtsünler.” Dünyaları titreten bir padişahın hocasının karşısında göstermiş olduğu bu tepki; ecdadın bilime, bilgiye, alime, ulemaya ne denli önem verdiğinin, saygı gösterdiğinin bir kanıtı değil de nedir?

            Ya da “Anadolu’ya yurt edinmek için gelen Osman Bey ve efradının misafir oldukları bir evde sabaha kadar o odada “Kur’an-ı Kerim” olduğu için bırakın uyumayı, hiç uzanmadıklarını…” bilen bir neslin değerlere bakış açısı daha farklı olmaz mı?

  “Devamı Haftaya”

 www.gemerekhaber.com www.gemerekgundem.com.tr