mehmetguclu2603 @ gmail.com

             TÜRKÇEM 

   Bir milleti yok etmenin en etkili ve kestirme yolu o milletin dilini yozlaştırmak ve akabinde yok etmektir. Özellikle de eğitim dilinin yozlaştırılması bu alanda yapılan sözüm ona en verimli yoldur.  Çünkü dil giderse o milletle ilgili her şey gider. Yüzyıllardır hatta bizim gibi binlerce yıldır gelişen kültürü de değerleri de biter. O milletle ilgili değerler gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde aktarılamaz. Bunun sonucunda da nesiller arası çatışmalar, uçurumlar baş gösterir.

            Türkçemiz günümüzde ne yazık ki toplumumuzda ve dünya genelinde hak ettiği konumda yer almamakta, dilimize karşı gereken değer de gösterilememektedir. Yani dilimizdeki yozlaşmayı hayatımızın her alanında görmek mümkündür. Bu durumu gözlemek için çok uzaklara gitmeye hiç de gerek yok. Sokaklarımızda adım başı tabelalarda, dükkân yazılarında karşımıza çıkmaktadır. Durum o kadar vahim ki; Sırrı Er’in “Sözün Büyüsü” adlı kitabından okumuştum. İstanbul Üniversitesinin yapmış olduğu bir araştırmada işyerlerine isim verenlerin %71,9’u verdiği ismin ne anlama geldiğini bilmiyormuş.

            Son dönemlerde özellikle de görsel medyada, basında ve maalesef gençlerimizde Türkçe kelimeler yerine Batı dillerindeki kelimeler tercih edilmektedir. Hâlbuki bu kelimelerin tamamına yakınının dilimizde karşılığı varken ya da olmasa dahi yeni kelimeler türetilebilirken özellikle yabancı kelimelerin seçilip alınması ve kullanılması Batı’ya olan özentinin belirtisidir. Şu an bir kısım insanımız Türkçe konuşmaları arasına birkaç yabancı kelime sokuşturmayı ya da kelimeyi telaffuz ederken yarı Türkçe yarı yabancı bir dil şivesini kullanarak konuşmayı kendilerinde bir maharet ya da üstünlük göstergesi olarak saymaktadırlar. Aslında bu durum o kişinin üstünlüğünü değil, kimliksizliğini ele vermektedir.

            Buradan kesinlikle yabancı kelimelere karşı olduğumuz ya da yabancı kelimelere kapalı olduğumuz algısı oluşmamalıdır. Böyle bir durum olamaz da zaten. Çünkü 3 kıtaya hükmetmiş bir ulusun diğer milletlerle kültür alış-verişinde bulunması ve bunun sonucunda bünyesinde yabancı kelimelerin olması son derece doğaldır.  Önemli olan o kelimelerin dilimizde hazmedilmeleridir. Ancak şu an durum hiç de bu şekilde görünmüyor. Önümüze gelen sözcüğü kabul ediyor ve hiç tereddüt etmeden kullanabiliyoruz. Üstüne üstlük çoğunun da Türkçe karşılığı varken. Çok üzülerek söylüyorum. Günümüzde okul çağındaki evlatlarımız yaklaşık 70-100 yıl öncesi yazılan bir yazılı metni anlayamamaktadırlar. Keza 70-80 yaşlarındaki bir büyüğümüz de herhangi bir televizyon programındaki tartışmaları günümüzde anlayamamaktadırlar. Bu durum yukarıda da bahsettiğimiz kuşaklar arası çatışmayı doğurmaktadır. Ortak etkileşim dilinde çatlaklar olduğu için taraflar kendilerini ifade etme noktasında da sıkıntıya düşmektedir.                                               “Devamı Haftaya”