mehmetguclu2603 @ gmail.com

ARZU EDİLEN DUYGU “MUTLULUK”

Günümüzde insanlığı ruhsal yönden olumsuz etkileyen, sıkıntı ve buhranlara iten önemli kişilik özelliklerden bir tanesi de maalesef ki kanaatsizliktir. Emek karşılığı elde edilenlerle yetinebilmeyi öğrenemeyen ve bilmeyen, hep daha fazlasını arzulayan açgözlü anlayış, insanlığı ne yazık ki isyana teşvik etmektedir. Hâlbuki insanlığın kurtuluşunu öngören değerler, her alanda itidal yolu benimsemenin ve bu yolla devam etmenin insanlığın hayrına olacağını her fırsatta vurgulamaktadır. İnsan, sahip olduklarıyla yetingenlik gösterdiği sürece kendisine küçük şeylerle mutlu olabilmenin yolunu açacaktır.

Çok fazla değil, bundan 30-40 yıl evvelisi çocukluk yıllarımızdaki hatıralar; bizlerin ne denli küçük olaylarla, küçük hareketlerle, bir çift güzel sözle ya da bir bakış, bir tebessüm ile mutluluğu taa iliklerimize kadar hissedebildiğimizi anımsatmaktadır. O dönemlerde her dediğimiz olmazdı da. Ailelerimizden her gördüğümüzü isteyemezdik. İstesek de alamazlardı da zaten. Biz de belli bir dönem sonra unuturduk. Ne krize girerdik ne de bunalımlara. Bilirdik ki isteklerimizden daha elzem ihtiyaçlarımız var. Bir bayramlığımız bir de normal günlerde giyeceğimiz yani iki çeşit elbisemiz olurdu. Hatırlarım da o dönemdeki çocukların hiçbir zaman giysileri tam olmazdı. Pantolon olur, gömlek olur ancak ayakkabısı ya eski ya da kendisinden büyük olurdu. İlerleyen zamanda bir çift yeni ayakkabı alınırdı ancak bu sefer de pantolon dizlerden delinmiş olurdu. Bir türlü anlayacağınız bütünlük sağlanamazdı. Yani şimdiki gibi uyum (kombin) yapmak için elbiseler arasında kaybolamazdık. Peki, o sökülenler yırtılanlar ne mi yapılırdı? Tabi ki onları annelerimiz tamir eder yani o yırtık yerlerini yama ile yamalık yapar ve onları giyinmeye devam ederdik. Bu durumdan da kendimizde hiçbir eksiklik hissetmezdik. Çünkü ortamdaki herkes bizim gibiydi. Yeri gelmişken eğitim hayatımdaki küçük bir anımı paylaşmak isterim. Ortaokul öğrencileriyle yaptığımız bir ders arası sohbette onların “yama” ve “yamalık” kelimelerinin anlamlarını bilmediklerine şahit olmuştum. Hatta bazıları bu kelimeleri hiç duymamışlardı. Bu duruma sevinmeli miydim, üzülmeli miydim anlayamamıştım. Sadece çok şaşırmıştım. “Ne güzel! Bir nesil hiç yokluk görmeden büyüyor, inşallah değer bilirler.” diye düşünmüştüm.

Genelde oyun alanlarımız tabiat, oyuncaklarımız tabiat ananın sunduklarıydı. Toprak bizleri dinlendirir, rahatlatır, acıktırır ve sağlıklı kılardı. Sabahtan akşama kadar güneş altında çamurla, toprakla oynanırdı. Günümüze kıyasla imkânsızlıklar içerisinde kendi emekleriyle imkânlar oluşturan, sürekli üreten ve bulan çocuklardık. Bu durum bizlere tarifi mümkün olmayan hazlar sunardı. Çünkü bu denli insan yapısıyla uyumlu doğallığın olduğu bir ortamda insanın mutsuz olabilmesi mümkün olabilir miydi? Ayrıca ortada küçük yürekleri dolduran koskoca bir “BİZ” kavramı vardı ve çıkarsız karşılıklı sevgiler mevcuttu orada...“Devamı Haftaya”

www.gemerekhaber.com www.gemerekgundem.com.tr